24 OCAK 1993’TE yaşanan bir acı, yıkılan bir yuva, geride kalan cevabı bilinen ancak dile getirilemeyen sorular yığını ve insanlığın geldiği son nokta.
Buz gibi soğuk havada bir mavi otomobil bozdu tüm sessizliği. İlk önce sıradan bir patlama sesiydi, sonra içinde bir insan olduğu belirlendi, adı katliam oldu. Otomobilin içerisindeki insanın Uğur Mumcu olduğu açıklandığında ise Türkiye’deki demokrasiye büyük bir kara leke bürünüyor, milyonların yüreğinde dev bir acı dolaşıyordu.
Gazete sütunlarından milyonlarla düşüncelerini paylaşan, milyonların sesi olan, gelişmekte olan Türkiye’ye sevdalı bir insan artık bedenen aramızda yoktu. 17 yıldır da bedenen olmadığı halde, yıllar önce söylediği, yazdığı satırların doğruluğu ile hala aramızda ve bizimle.
Uğur Mumcu ölümünden önce yazdığı yazılar ve yaptığı araştırmalarla dikkatlerini üzerine çekmiş ve milyonlar tarafından okunan ve önem verilen bir kişi halini almıştı. Yazdığı sütunlarda tek bir gerçeğin insan olduğunun ve insan için demokrasinin gerekliliğinin altını çizen bir yazardı. Ülkede oynanan kirli oyunların iç yüzlerini belgeleriyle ortaya koyan ve herkesin güvenini sağlamış gerçek bir gazeteciydi. İşte yine böylesine derin bir araştırma esnasında haince bir pusuya düşürüldü ve katledildi. Üstüne üstelik sanki tüm bunları biliyormuşçasına sütunlarına ‘Vurulduk ey halkım, unutma bizi’ yazıyordu.
Evet, öldürüleceğini biliyordu, çünkü O’nun varlığından ve bildiklerinden rahatsız olanlar vardı. Çünkü O’nu anlayamamışlardı. O’nu katleden caniler bile bugün O’nu anlayamadıklarının farkına varmış olabilirler. Çünkü O günlük yazılar yerine geleceği gören, anlatan yazılar yazıyordu. Dolayısıyla o günlerde O’nu anlamak belki de zordu, hayata at gözlüğüyle bakanlar için.
Aslında bugün her türlü kirli olayın üzerine bırakıldığı Ergenekon adlı bir örgüt var elimizde. Acaba diyorum Uğur Mumcu’nun katili de bunlar dese iktidar da Mumcu’yu sevenleri rahatlatsa olmaz mı? Olmaz değil mi, olamaz. Çünkü herkes biliyor Mumcu’yu katledenleri, kimse yalan söylemeye cesaret edemez. Zaten gerçeği söyleme cesaretini de bulamadılar ya neyse…
Peki, Uğur Mumcu katledildi de ne oldu? Bir kalem kırıldı da ne oldu ülkemde? Daha niceleri doğdu ölen Mumcu’nun yerine, niceleri yazıyor kırılan kalemin yerine. Daha bir koyu yazıyor yeni kalemler.
Yani Mumcu’nun bedeninden kopan her bir parça yeni birer Uğur Mumcu oluşturuyor, yeniden ve daha bir iştahla demokrasi adına yazıyor, insanlık adına gelişiyor. Atatürk’ün yolunda, Uğur Mumcu’nun ışığında daha bir güzel oluyor demokrasi, daha bir güzel oluyor yaşamak.
Yarın Mumcu’yu ölümünün 17. yılında yine saygıyla ve yine onun satırları anacağız. İçimize sinmeyecek böyle bir anma biliyorum. Mumcu’yu katilleri yakalanıp, adalet karşısına çıkarıldıkları zaman gönlümüz rahat bir şekilde anacağız. Ancak o zaman bir şeylerin değiştiğine inanacağız. UĞUR’LAR olsun.




















