TELEVİZYONUN olmadığı, bu kadar yaygınlaşmadığı, radyonun da çok az evde bulunduğu dönemlerde özellikle uzun kış geceleri evler adeta bir okula dönüşürdü.
Dedeler, nineler, onların olmadığı yerde ana-baba bu okulun öğretmeni idiler. Akşam olup yemek yendikten sonra kimi evlerde Battal Gazi Destanı, kimi evlerde Dede Korkut Hikâyeleri, kimisinde Hz. Ali Cenkleri… anlatılırdı. Bir evde bu imkânlar yoksa onlar da başka evlere oturmaya gider orada anlatılanları dinlerlerdi. Böyle dilden dile geçen destanlar, masallar ve hikâyelerle din bilgisi, tarih bilgisi ve ahlak bilgisi yeni nesillerin adeta beyinlerine kazınır onların dini ve kültürel kimlik kazanması sağlanırdı.
Dikkat ettiyseniz cümlelerimi mişli değil de dili geçmiş zaman kipiyle kurdum.
Çünkü ben 43 yaşında olduğum halde bunları yaşadım. Şimdi ise televizyon, ceplerimize kadar girdi. İnternet dünyayı ayağımıza getirdi. Neredeyse herkes ya televizyonun ya bilgisayarın ya da cep telefonunun esiri oldu. Kimsenin kimseyi gördüğü, duyduğu yok. Şehirleri bırakın köylerimizde bile çok az evde dede-nine var. Yeni yetişen ana-babalar da bu kültürden her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor.
Herkesin birbirinden koptuğu bir ortamda yeni nesle dinini, tarihini, millî ve ahlakî değerlerini kim anlatacak? Bu gençler hangi kimlikle yetişecek? Buna benzer birçok sorunun cevabını bulmak zorundayız.
Okullarımız çoğaldı, hatta bilgisayarlarla da donatıldı. Okullarımızda gerçekten eli öpülesi öğretmenlerimiz var. Onların hepsi çok kutsal bir görev yapıyorlar. Birçoğu, çocuklarımıza ana-babanın kendi evladına göstermediğinin kat kat üstünde ilgi gösteriyorlar.
Eğitim ve öğretimde kurumsallaşma elbette çok önemli. Ama bu yeterli mi? Hangi kurum sıcak bir aile yuvasının yerini tutabilir? İlk, orta ve yüksek öğrenimde verilen eğitimin yeri ayrı ailede kazanılan değerlerin yeri ayrıdır. Aile ile okul birbirinin rakibi değil, biri ötekinin tamamlayıcısıdır. Bunun için evlerimizi sıcak bir aile yuvasına çevirmenin gayreti içinde olalım. Bu yuvalarımız hayat okulunun ilk basamağı olsun.
Eskiden evlerde neredeyse her akşam soru-cevap şeklinde geçen şu dersi, hem nostalji hem de bize örnek olması açısından tekrarlamaya ne dersiniz? Bakarsınız bu bizim için de bir başlangıç olabilir. Buna benzer yeni soru-cevaplar oluşturabiliriz. En azından bu vesile ile her akşam Allah ve Resulünün adlarını anarak evlerimiz bereketlenir.
Rabbin kim? Allah
Seni kim yarattı? Allah
Sen kimin kulusun? Allah’ın
Nebin/Peygamberin kim? Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem.
Kimin ümmetindensin? Hz. Muhammed(s.a.a)’in
Dinin ne? İslam
Kitabın ne? Kur’an-ı Kerim
Kıblen neresi? Kâbe
Kimin zürriyetindensin? Hz. Âdem aleyhisselamın
Kimin milletindensin? Hz. İbrahim aleyhisselamın
Mezhep kaçtır? İki. İtikatta mezhep ve amelde mezhep
İtikat mezheplerinin imamları kimlerdir? İmam Mâturidi ve İmam Eş’arî
İtikatta mezhebin nedir? Ehl-i sünnet velcemaat mezhebi
Amelî mezhepler nelerdir? Hanefî, Şafiî, Hambelî ve Malikî
Amelde mezhebin nedir? Hanefî mezhebi (bu sorunun cevabı mezhebe göredir)
İslam nedir? Peygamber efendimizin tebliğ buyurduğu hükümleri kalp ile tasdik, dil ile ikrar edip onları bütün hayatında yaşamaktır.




















