KİNİ kınında tutmamak alışkanlığı edinmemizin, en çok ihtiyacını duyduğumuz günlerini yaşıyoruz. Tüm ulus olarak, tümümüzün buna ihtiyacı var sanıyorum.
Geçen gün, değerli kardeşim Burhan’la müzik evinde resital izliyoruz.
Bir şarkının içinde geçiyor, kini kınında tutmak…
Birçoğumuz kinciyizdir. Aynı deve gibi kendimize yapılan haksızlığı yıllar geçse de unutmayız.
İlkel kominel toplumlarda yaşıyoruz sanki…
Unutmamalıyız mı yoksa?
Elbette unutmalıyız.
Hoşgörülü olmak, uygarlıktan gelir.
Hangisi yaşamımız için doğrudur? Bunu bile düşünebilirliğimiz yok artık. Çevremizdeki objeler o kadar hızlı değişiyor ki, onların gelişimine ayak uydurmamız giderek zorlaşıyor. Bireysel olarak birçok şeye yetemiyoruz artık. Objeler hızlı bir biçimde değiştiği için onları bekletip analizini yapmak giderek güçleşiyor.
Yaşamı akışına bırakanlardan olmak istemiyorum. Tüm çabam da bundandır.
Kontrolümün dışında bir şeylerin olması hiç tahammül edemediğim bir şeydir. Doğru mu yapıyorum bilmiyorum artık…
Çevremizdeki olayları tek başıma yorumlayıp analiz etmek giderek güçleşiyor.
Bunu şunun için söyledim… Artık dünyamızdaki teknolojik gelişimi izleyip, değişen insanların, değişen karakteristik yapılarını, yeni buluşları, yeni icatları izleyip bunlara göre yorum yapıp düşünce geliştirmek, bireysel olarak zorlaşıyor.
Artık paylaşmak istiyor insan. Birlikte düşünmek, birlikte düşünüp, birlikte yorumlamak için dostluklara ihtiyacı var insanın.
Bunun için de kinimizi kınında tutmamız gerekir diye düşünüyorum. Hem kendimizi, hem çevremizi rahatlatmamız için, kini kınında tutmamız gerekir.
Yaşam koşulları giderek zorlaşıyor. Bunun içinde dostlukları bu zor koşullar bitiriyor mu diye düşünüyorum, umarım böyle bir şey olmaz!…
Nerede Kerem ile Aslı’nın sevdaları?
Nerede Ferhat ile Şirin?
Onları biz bitirdik.
Çıkarsız dostluklar günümüzde yok oldu. Bizler yok ettik onu.
İnsanlar, “Şununla ilişkilerimi sürdürsem, geleceğimi şöyle yönlendiririm. Bununla şöyle tutarsam, böyle yönlendiririm” diye düşünerek dostluklar ediniyor.
Yaşam, yapay ilişkiler içinde yürütülüyor artık. Bizler de bu yaşam süreci içinde yaşamaya çalışıyoruz. Yaşam bir tiyatro gibi oldu. Kurgulanmış yaşam biçimleri herkese göre ayrı ayrı kurgulanıyor artık. Bizler de güzellikleri, bitmeyen dostlukları saz tellerinde arıyoruz. Efkârlandığınız zaman, güzel bir gece geçirmek istersiniz.
Değerli okurlarım, değerli dostlar…
Türkü evlerimiz var artık Torbalı’da…
Geçen gün Asmin Türkü Evi’ne konuk olduk.
Çok mutlu oldum.
Yolunuz düşerse, zaman zaman da olsa, güzel duyguları yeniden yaşamak isterseniz gidin derim.
Gizlenmiş duygularınızın su yüzüne vurmasını istiyorsanız…! Gidin derim…
Kini kınında tutmamak için gidin derim…!
Yüzlerce yıl önce yaşam sürmüş insanların yaşadıkları bölgelere gittiğimiz zaman, önce gördüğümüz, tarihsel kalıntılar içinde, tiyatro oynatılan yapıları görürüz.
Örneğin, Metropolis’te, Efes’te, Side’de hemen hemen tarihsel kalıntı olarak, geçmiş uygarlıkların yaşadığı bölgelerin tümünde bu vardır.
Tiyatro, eğitim araçlarının başında geliyor…
Yazıbaşı, geçmiş dönemde bu tür yaşamlara kucak açmış bir beldemiz.
Birçok aydınımızın özlemini duyduğu bir çalışmayı başlatmayı düşünen, iki genç kardeşimiz var. Bu konuyla ilgili belirli aşama kaydedildiği zaman bunu sizlerle paylaşacağımı bilmenizi isterim.
Böyle güzel çalışmaların ardında duracak birçok aydınımızın olacağını sanıyorum.
Bu konu biraz istem dışıdır. Birçok genç kardeşimizin birlikte özümseyeceği bir iş… Oynayanıyla, yönlendireniyle, kolektif bir iştir tiyatro sanatı…
Tiyatro, soyut, kendi başına var olabilen bir sanat dalı değildir.
Tiyatro, toplumları yönlendiren, düşünsel yapılarına katkıda bulunan, toplumun espri güdüsünü geliştiren, güldüren, ağlatan, kişiliğini geliştiren, eğiten, iyi kullanıldığı zaman da toplumu bütünleştiren bir sanat dalıdır. Sevgiyi öğretir.
Şimdiden katkıları olacak olanlara minnet duygularımızı iletiyoruz…!
Başta Belediye Başkanımız olmak üzere…




















